Tarihin en büyük finansal sızıntısı Panama Belgeleri tam 10 yaşına girdi. Aradan geçen 10 yılda Panama, Paradise ve Pandora belgeleriyle Türkiye’de kamu ihalelerini toplayan dev şirketlerin, siyasetçilerin ve bürokratların servetlerini vergi cennetlerine nasıl kaçırdığı ifşa oldu. Dünyada başbakanlar istifa ederken, Türkiye’de “ticari sır” denilerek üstü örtülen o karanlık ağın baş aktörlerini yeniden hatırlıyoruz.
İşin Özü
Nisan 2016’da Mossack Fonseca adlı hukuk bürosundan sızan Panama Belgeleri, dünyayı sarsmış ve küresel elitlerin vergi cennetlerindeki (offshore) gizli kasalarını ortaya dökmüştü. Bu ilk sarsıntıyı, 2017’de Paradise ve 2021’de Pandora belgeleri izledi. İzlanda ve Pakistan gibi ülkelerde liderler istifa edip yargılanırken, Türkiye’de milyonlarca dolarlık vergi avantajı sağlayan bu sistem adeta bir “kalkınma modeli” gibi korundu.
Halkın vergileriyle finanse edilen dev kamu projelerinden elde edilen kârların, Malta ve Britanya Virjin Adaları gibi noktalara nasıl aktarıldığını, sızıntılarda adı geçen kilit isimlerle 10. yıl dönümünde tekrar masaya yatırıyoruz.
1. Panama Belgeleri (2016): İlk Şok ve Siyasete Yakın İsimler
Bundan tam 10 yıl önce yayınlanan ilk sızıntı, Türkiye’den 100’den fazla şirketin offshore dünyasındaki ayak izlerini ifşa etti. Bu belgelerde doğrudan büyük yolsuzluklardan ziyade, sermayedar sınıfın “varlık gizleme ve vergiden kaçınma” yöntemleri belgelendi.
-
Remzi Gür: Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen iş insanı Remzi Gür’ün, yurt dışı yatırımlarını ve finansal operasyonlarını offshore hesaplar aracılığıyla koordine ettiği belgelere yansıdı.
-
Zorlu Ailesi: Ahmet Nazif Zorlu ve ailesinin, Britanya Virjin Adaları’nda kayıtlı paravan şirketler üzerinden finansal varlıklarını yönettikleri, servetin görünmeyen yüzü olarak kayıtlara geçti.
2. Paradise Belgeleri (2017): Siyasetin Kayıt Dışı Rotası Malta
Appleby hukuk bürosundan sızan bu belgeler, Türkiye’deki doğrudan “siyaset-ticaret” ilişkisine ışık tutan en çarpıcı verileri içeriyordu.
-
Binali Yıldırım ve Oğulları: Dönemin Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım’ın oğulları Erkam ve Bülent Yıldırım’ın, Malta’da kayıtlı (Hawke Bay Marine Co. Ltd., Black Bosphorus Ltd. gibi) gizli offshore şirketleri olduğu ortaya çıktı. Dönemin Başbakanı Yıldırım, gemicilik faaliyetleri için vergi cenneti Malta’nın tercih edilmesini “Gizli saklı bir durum yok, küresel bir iş” diyerek savundu.
-
Serhat Albayrak ve Çalık Holding: Dönemin Enerji Bakanı ve Recep Tayyip Erdoğan’ın damadi Berat Albayrak’ın ağabeyi Serhat Albayrak’ın, Çalık Holding’in offshore şirketlerinden Fina Holding’in yönetim kurulu üyesi olarak belgelerde adı geçti. Enerji ihalelerinde hızla büyüyen holdingin; Malta ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki şirket ağları üzerinden yürüttüğü finansal stratejiler kamuoyunun önüne serildi.
3. Pandora Belgeleri (2021): Mega İhalelerin “Gizli” Kasaları
Türkiye açısından en somut ve can alıcı veriler Pandora sızıntısıyla geldi. Bu belgeler, doğrudan “Kamu Özel İşbirliği” (KÖİ) ihalelerini alanların kazançlarını nerelere aktardığını kanıtlıyordu.
-
Mehmet Cengiz (Cengiz İnşaat): Kamu ihalelerinde aslan payını alan Cengiz İnşaat’ın sahibi Mehmet Cengiz’in, Britanya Virjin Adaları merkezli MEFA Cengiz Limited üzerinden Londra’da lüks gayrimenkuller satın aldığı ve karmaşık offshore ağlarıyla Türkiye’deki servetini yurt dışına transfer ettiği belgelendi.
-
Erman Ilıcak (Rönesans Holding): Cumhurbaşkanlığı Külliyesi dahil Türkiye’deki en büyük mega projeleri üstlenen holdingin, elde ettiği kârın bir kısmını Britanya Virjin Adaları’ndaki paravan şirketlere (Covar Trading Ltd. ve Alcogal) aktardığı ifşa oldu. Belgelerde en dikkat çekici detay ise İsviçre’deki hesaplara “bağış” adı altında milyonlarca dolar transfer edilmesiydi. Holding, tüm bu süreçlerin yasal mevzuata uygun olduğunu savundu.
Sistematik Servet Transferi
10. yılında geriye dönüp baktığımızda, sızan bu belgeler basit birer “vergi planlaması” değil; Türkiye’deki sistemsel çarpıklığın itirafıdır. Hazine garantili projeler ve kamu ihaleleriyle büyütülen devasa sermaye; FATF (Mali Eylem Görev Gücü) veya ulusal vergi denetmenlerinin radarından kaçırılmak için uluslararası offshore ağlarında “görünmez” kılınmıştır.
Halkın sırtındaki vergi yükü her geçen gün artarken, ihalelerden zenginleşen dar bir grubun servetlerini vergi cennetlerinde aklaması, 17/25 Aralık sürecinden bu yana eleştirdiğimiz “hesap verilemezlik” ve “şeffaflık” krizinin en büyük küresel ispatıdır. Panama Belgeleri’nin 10. yılında sorulması gereken asıl soru şudur: Türkiye, kendi vergisini ve servetini yurt dışına kaçıran bu çarkı kırmadan nasıl adil bir sisteme kavuşacaktır?







