17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde Türkiye’nin gündemine oturan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının durdurulmasının, Ankara’ya uluslararası alanda bir “şantaj malzemesi” olarak geri döndüğü bir kez daha ifşa oldu. Eski FBI analisti Sibel Edmonds, gazeteci Serdar Akinan’a verdiği röportajda, Reza Zarrab ve Halkbank dosyasının Washington koridorlarında Türkiye’ye yönelik bir “teslim alma operasyonuna” dönüştüğünü iddia etti.
Mart 2026’da imzalanan “Kovuşturmanın Ertelenmesi Anlaşması” (DPA) ile sürpriz bir şekilde dondurulan ve bankanın tek kuruş para cezası ödemeyeceği bu anlaşmanın, ABD Adalet Bakanlığı tarafından resmen “jeopolitik çıkarlar ve dış politika” gerekçesiyle yapıldığının açıklanması, Türkiye’nin Oval Ofis’te nasıl “rehin” alındığının ve hangi gizli tavizlerin verildiğinin resmi belgesine dönüştü.
Edmonds’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Trump yönetimi arasındaki ilişkiye dair ortaya attığı çarpıcı iddialara göre özellikle 25 Eylül’de Beyaz Saray’da yapılan toplantıdan önce Donald Trump Jr. ve Jared Kushner’a yakın bir ismin İstanbul’a geldiği, burada Erdoğan ve Hakan Fidan’ın da bulunduğu kapalı bir görüşme yapıldığı, bu görüşmenin ardından Beyaz Saray’daki toplantıya özel olarak odaklandığını belirtti.
Şantajın Anatomisi: Hukuk Mu, Siyaset Mi?
-
Oval Ofis’teki “Pazarlık Masası”: Sibel Edmonds’un röportajdaki iddialarına göre, Halkbank davası ABD tarafından yıllardır kasıtlı olarak sonuçlandırılmadi. Dosyanın yıllardır “Demokles’in Kılıcı” gibi Ankara’nın üzerinde tutulduğunu belirten Edmonds, bu şekilde Trump yönetiminin Türkiye’den istediklerini elde ettiğini belirtti. Yayında, bu dosyanın Türkiye’den jeopolitik tavizler koparılmasını sağlayan diplomatik bir araca dönüştürüldüğü ifade edildi.
-
İtirafçı Zarrab’ın Rolü: Edmonds, Reza Zarrab’ın sadece bir kara para aklayıcısı olmadığını, aynı zamanda Türk siyasetinin ve bürokrasisinin mahrem ilişkilerini ABD makamlarına teslim eden bir “anahtar” olduğunu öne sürdü. Serdar Akinan’ın programında, Zarrab’dan elde edilen bilgilerin Ankara’nın dış politikadaki ani manevralarını ve ABD karşısındaki tavrını doğrudan etkileyen temel faktör olduğu iddia edildi.
-
“Soft Darbe” ve Egemenlik Tartışması: Yolsuzluk iddialarının şeffaf şekilde soruşturulmamasının devleti dış müdahalelere karşı savunmasız bıraktığı belirtilirken, röportajda “Soft Darbe” (Yumuşak Darbe) kavramı gündeme getirildi. Bu kavramla, Türkiye’nin askeri yöntemlerle değil, bizzat rüşvet ve yolsuzluk dosyaları üzerinden uluslararası baskıya maruz bırakılarak “hizaya getirildiği” öne sürüldü. Ayrıca, bir kamu kurumu olan Halkbank’ın uluslararası yaptırımların ve diplomatik şantajların merkezine çekildiği vurgulandı.
“Milli Güvenlik Krizi” Vurgusu
Eski FBI analisti Edmonds’un Serdar Akinan’ın yayınında gündeme getirdiği bu iddialar, Halkbank ve Zarrab dosyasının ekonomik bir yolsuzluk tartışmasının ötesine geçerek Türkiye için bir “milli güvenlik krizine” dönüştüğünü tekrar gösterdi. Yayında aktarılan analizlere göre, 17/25 Aralık sürecinde yargı yolunun kapatılması, Türkiye’nin dış politikadaki manevra alanını kısıtlayarak Ankara’yı diplomatik baskılara ve dış müdahalelere açık hale getirdi.
Uluslararası ilişkiler ve güvenlik uzmanları da iç siyasette şeffaf bir şekilde soruşturulmayan yolsuzluk iddialarının, yabancı devletlerin elinde uluslararası bir koz olarak kullanılabileceğine dikkat çekiyor. Ortaya çıkan tablo, Türkiye’nin dış politikadaki bu “rehin” pozisyonundan çıkabilmesinin ancak bağımsız yargının yeniden tesisi ve kurumsal bir hesap verebilirlik mekanizmasının işletilmesiyle mümkün olabileceğini gösteriyor.
Halkbank Davasında Ne Olmuştu?
Halkbank’a yönelik hukuki süreç, 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonlarının ardından, 2016 yılında Reza Zarrab’ın Miami’de tutuklanmasıyla uluslararası bir boyut kazandı. 2017 yılında dönemin Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın ABD’de gözaltına alınması ve ardından mahkûm edilmesiyle derinleşen kriz, 2019 yılında bankanın tüzel kişilik olarak “İran yaptırımlarını delmek”, “para aklamak” ve “dolandırıcılık” suçlamalarıyla doğrudan sanık ilan edilmesiyle yeni bir evreye taşındı. ABD Yüksek Mahkemesi’nin 2023 yılında bankanın “egemen devlet dokunulmazlığı” (FSIA) itirazını kısmen reddederek yargılamanın önünü açması üzerine dosya alt mahkemeye iade edildi.
9 Mart 2026 tarihinde Halkbank ile ABD Adalet Bakanlığı arasında “Kovuşturmanın Ertelenmesi Anlaşması” (DPA – Deferred Prosecution Agreement) imzalanarak yargı sürecinde sona gelindi. Anlaşma şartlarına göre; bankanın belirlenen uyum koşullarını yerine getirmesi ve gerekli raporlamaları sunmasının ardından, savcılık davanın tüm suçlamalarla birlikte kalıcı olarak düşürülmesi için mahkemeye başvuracak. Eş zamanlı olarak ABD Hazine Bakanlığına bağlı OFAC’ın da banka hakkındaki idari süreci ek bir yaptırım uygulamadan kapatması, kapalı kapılar ardındaki pazarlığın bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Söyleşinin tamamını buradan izleyebilirsiniz.







