İsviçre merkezli Security Studies and Rule of Law Association (SRL Swiss), 17–25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarında görev alan ve daha sonra yargılanarak yıllardır cezaevinde bulunan polislerin durumunu, Avrupa’nın en büyük yıllık insan hakları konferansı olan AGİT Varşova İnsan Boyutu Konferansı’nda hazırladığı özel raporla gündeme taşıdı. Dernek, polislerin yargılandığı süreçlerde adil yargılanma ve yargı bağımsızlığı açısından ciddi sorunlar bulunduğunu savundu.
İsviçre’nin 2026 AGİT Dönem Başkanlığı kapsamında Polonya’nın başkenti Varşova’da düzenlenen Warsaw Human Dimension Conference, AGİT’in 57 katılımcı devletinden temsilciler ile uluslararası kuruluşları, ulusal insan hakları kurumlarını ve sivil toplum örgütlerini bir araya getirdi.
AGİT’in resmi açıklamasına göre konferansa 1.800’den fazla kişi katılıyor. 5–15 Ekim tarihleri arasında devam eden konferans, demokrasi, temel hak ve özgürlükler, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki sorunların tartışıldığı Avrupa’nın en büyük yıllık insan hakları konferansı niteliğinde.

SRL Swiss dört araştırma raporuyla konferansa katıldı
Cenevre merkezli SRL Swiss heyeti, 6 Ekim 2026’da dört araştırma raporunu konferansta sundu.
Çalışmalar; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması, yargı bağımsızlığı ve adil yargılanma hakkı, şike soruşturmasında görev alan polislerin yargılanması ve Türkiye’deki bazı ceza soruşturmalarının “düşman ceza hukuku” ilkeleri açısından değerlendirilmesi gibi konuları kapsıyor.
Raporlardan biri ise doğrudan “17 ve 25 Aralık Süreçlerinde Adil Yargılanma Hakkı ve Yargı Bağımsızlığı” başlığını taşıyor.
Raporda, 17–25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarında görev alan kolluk görevlileri hakkında daha sonra yürütülen ceza davaları; yargı bağımsızlığı, mahkemelerin tarafsızlığı, savunma hakkı, delillerin değerlendirilmesi ve bireysel cezai sorumluluk ilkeleri bakımından inceleniyor.
17–25 Aralık polisleri uluslararası platformda gündeme getirildi
SRL Swiss’in sunumunda, 17–25 Aralık soruşturmalarında görev yapan polislerin daha sonra kendilerinin sanık haline geldiği süreç uluslararası katılımcılara anlatıldı.
Derneğin raporuna göre söz konusu soruşturmalar savcılık talimatları, hâkim kararları, mahkeme onaylı iletişim dinlemeleri, teknik takip ve arama kararları çerçevesinde yürütüldü ve süreçte belge, dijital materyal ve fiziki deliller toplandı.
Ancak yolsuzluk soruşturmalarının kapatılmasının ardından soruşturmalarda görev alan polisler de çeşitli ceza davalarının sanığı haline geldi. SRL Swiss raporunda bu polislerden bazılarının terör örgütü üyeliği, hukuka aykırı dinleme, casusluk ve özel hayatın gizliliğini ihlal gibi suçlamalarla yargılandığı ve mahkûm edildiği belirtiliyor.
Dernek, bu yargılamaların uluslararası adil yargılanma standartları bakımından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Öztürk: “Hukuku uygulayanlar görevlerini yaptıkları için cezalandırılmamalı”
SRL Swiss adına konferansta yapılan konuşmada temel soru şu sözlerle ortaya konuldu:
“Hukuku uygulayanlar, görevlerini yerine getirdikleri için zulme uğrarsa ne olur?”
Öztürk, 17–25 Aralık soruşturmalarında görev alan polislerin durumunun yalnızca Türkiye’nin iç hukuk meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini, konunun hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve kamu görevlilerinin siyasi baskı altında kalmadan görev yapabilmesi açısından önem taşıdığını söyledi.
Sunumda, polislerin soruşturmaları savcıların talimatları ve hâkim kararları doğrultusunda yürüttükleri ifade edilirken, soruşturmalarda nakit para, banka kayıtları, dijital veriler, telefon görüşmeleri ve teknik takip kayıtları gibi deliller elde edildiği belirtildi.
SRL Swiss raporunda ayrıca eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın 2021 yılında yaptığı ve kendi dosyasındaki telefon kayıtları ile teknik takip tutanaklarının doğruluğunu kabul ettiği açıklamasına da dikkat çekiliyor.
“Soruşturulanlar yerine soruşturmayı yapanlar hedef haline geldi”
Konuşmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri, 17–25 Aralık sonrasında yaşanan sürece ilişkin değerlendirme oldu.
SRL Swiss’e göre yolsuzluk dosyaları kapatılırken, soruşturmalarda görev alan polisler görevlerinden uzaklaştırıldı ve daha sonraki yıllarda çeşitli suçlamalarla sanık sandalyesine oturtuldu.
Derneğin hazırladığı raporda ayrıca polislerin yargılamaları sırasında savunma delillerine erişimin kısıtlanması, bazı tanık taleplerinin reddedilmesi, mahkeme heyetlerinin değiştirilmesi, uzun süreli tutukluluklar ve Nisan 2015’te verilen tahliye kararlarının uygulanmaması gibi hususlar da inceleniyor.
Raporda, tahliye kararlarını veren hâkimlerin daha sonra kendilerinin de gözaltına alınarak yargılandığına dikkat çekiliyor.
Cezaevindeki polislerin dosyalarının yeniden incelenmesi çağrısı
SRL Swiss heyeti, 17–25 Aralık soruşturmalarında görev aldıktan sonra yargılanan ve yıllardır cezaevinde bulunan polislerin dosyalarının bağımsız ve tarafsız yargı mercileri tarafından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Dernek, yargılamalarda hak ihlali tespit edilmesi halinde mağduriyetlerin giderilmesi ve hukuka aykırı şekilde özgürlüğünden mahrum bırakıldığı belirlenen kişilerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.
Bu ifadeyi böyle kurmak, “polislerin tamamının hukuka aykırı biçimde cezaevinde bulunduğu” sonucunu haberin kendisinin vermesi yerine, SRL Swiss’in talebini ve hukuki görüşünü doğru biçimde aktarıyor.
Türkiye Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 124’üncü sırada
SRL Swiss’in konferanstaki konuşmasında Türkiye’nin yolsuzlukla mücadele performansına da dikkat çekildi.
Transparency International’ın 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde Türkiye, 31 puanla 182 ülke arasında 124’üncü sırada yer aldı.
Öztürk, bu verinin yolsuzlukla mücadele, hesap verebilirlik ve bağımsız kurumların korunmasının önemini ortaya koyduğunu belirterek konuşmasını şu mesajla tamamladı:
“İnsan haklarını korumak bir lüks değildir. Hukukun üstünlüğünün özüdür.”
İnsan hakları kuruluşları ve uluslararası temsilcilerle temas
Konferans kapsamında SRL Swiss heyeti, uluslararası insan hakları ve sivil toplum çevreleriyle de temaslarda bulundu.
Görüşmelerde Türkiye’de hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, uzun süreli tutukluluklar ve 17–25 Aralık soruşturmalarında görev yapan polislerin yargılanma süreçleri gündeme getirildi.
İsviçre’nin 2026 AGİT Dönem Başkanlığı sırasında gerçekleşen katılım, Cenevre merkezli derneğin Türkiye’deki hukuk ve insan hakları meselelerine ilişkin hazırladığı çalışmaların uluslararası platformlarda gündeme taşınması açısından önem taşıyor.
SRL Swiss, 17–25 Aralık dosyasına ilişkin raporunu ve diğer çalışmalarını konferans katılımcılarının incelemesine sunduğunu ve uluslararası insan hakları mekanizmaları nezdindeki çalışmalarını sürdüreceğini açıkladı. Derneğin raporları konferansta sunulmuş olmakla birlikte, SRL Swiss de bunun AGİT, ODIHR veya İsviçre Dönem Başkanlığı tarafından raporların içeriğinin onaylandığı anlamına gelmediğini özellikle belirtiyor. Bu ayrımı habere koymak bence önemli; metnin güvenilirliğini artırıyor.
Raporun Ingilizce orjinal metni:
“Mr. Chair, distinguished participants,
My name is Abdulbaki Öztürk, and I am speaking on behalf of the Security Studies and Rule of Law Association, based in Geneva, Switzerland.
Today, I would like to raise a fundamental question:
What happens when those who enforce the law are persecuted for doing their duty?
The treatment of the police officers involved in the 17 and 25 December 2013 corruption and bribery investigations, one of the largest corruption and bribery investigations involving a government in power in Türkiye, is a concrete example of this question.
These police officers conducted the investigations under the instructions of prosecutors and in accordance with judicial decisions issued by judges. During the investigations, substantial evidence was collected, including millions of dollars in cash, bank records, digital materials, telephone communications, and technical surveillance records.
One of the ministers who was among the suspects publicly stated that all of the evidence contained in his case file was accurate. However, following a vote by members of the ruling party in the Turkish Parliament, he and the other three ministers were prevented from standing trial.
But then, the direction of the investigation changed.
Instead of those who were being investigated, the police officers who had conducted the investigations became the targets.
They were removed from their positions. The investigations were closed. And years later, these very police officers who had collected the evidence were placed in the defendants’ dock, facing charges such as “membership of a terrorist organisation,” “coup,” “espionage,” and similar offences.
These police officers have been imprisoned for more than twelve years.
Finally, I would like to draw attention to the broader picture concerning Türkiye’s capacity to combat corruption.
According to Transparency International’s 2025 Corruption Perceptions Index, Türkiye ranks 124th.
This figure is an international indicator highlighting the importance of combating corruption, ensuring accountability and safeguarding independent institutions.
And our message is clear:
Protecting human rights is not a luxury.
It is the very essence of the rule of law.
Our report and flyers concerning these investigations have been submitted to the conference and are available for examination upon request.
Thank you.”








