Türkiye’nin yakın siyasi tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk iddialarının merkezinde yer alan 17/25 Aralık operasyonlarının ABD’ye uzanan davalarında perde, tartışmalı bir siyasi anlaşmayla kapanıyor. ABD ile Türkiye arasında varılan mutabakat sonucunda Halkbank davası askıya alınırken, 17 Aralık sürecinin kilit ismi itirafçı Reza Zarrab’ın Türkiye’deki mal varlığını geri alacak olması tartışmaları yeniden alevlendirdi. Davanın tek tutuklusu olarak ABD’de 28 ay hapis yatan eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla, T24’ten Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajda 17/25 Aralık’ın aktörlerine ve üzerinin örtülme çabalarına sert tepki gösterdi.
“Kendilerini Korumak İçin Beni Ateşe Attılar”
17/25 Aralık sürecinde ortaya saçılan milyarlarca dolarlık kara para, rüşvet ve altın kaçakçılığı ağının ABD mahkemelerindeki faturasını tek başına ödemek zorunda bırakılan Hakan Atilla, ihanete uğradığını vurguladı. İsim vermeden dönemin siyasilerini ve yöneticilerini işaret eden Atilla, “Suçsuz olduğumu bilmelerine rağmen kendilerini korumak için beni ateşe atanların hiçbirine hakkımı helal etmiyorum” ifadelerini kullandı. Bu sözler, 17/25 Aralık dosyalarında isimleri geçen karar alıcıların, ABD’deki süreçte sorumluluktan kaçmak adına Atilla’yı nasıl kurban ettiklerinin bir itirafı olarak yorumlandı.
Rüşvet Ağının Kurucusu Zarrab’a Kıyak, Atilla’ya Yalnızlık
Röportajın en çarpıcı kısımlarından biri de 17 Aralık operasyonlarında dönemin bakanlarına milyonlarca dolar rüşvet vermekle suçlanan Reza Zarrab’ın ödüllendirilmesi oldu. ABD’de savcılıkla anlaşarak “itirafçı” olan Zarrab’ın, imzalanan yeni protokolle Türkiye’deki mal varlığına yeniden kavuşacak olmasını eleştiren Atilla, duruma şu sözlerle isyan etti:
“Türkiye, ajanlıkla suçladığı Reza Zarrab’ın mal varlığını iade etmeyi kabul ediyor ama benim gibi kendi devleti için çalışmış, suçu olmayan bir insanla ilgili talepte bulunmak akıllarına gelmiyor. Zarrab yarın Türkiye’ye dönse benden daha muteber olacağı kesin.”
“17/25 Aralık Korkusu Yüzünden Ankara Savunma Yapmamı Engelledi”
17/25 Aralık dosyalarının uluslararası arenadaki yansıması olan davada, Ankara’nın “ilişkiler ağı ortaya dökülür” endişesiyle Atilla’yı yalnız bıraktığı anlaşıldı. Hükümet kanadının, Halkbank personelinin Atilla lehine tanıklık yapmasına dahi müsaade etmediği ortaya çıktı. Atilla, “Ankara benim kuvvetli bir savunma yapmamı engelledi, hükümet içinden birileri personelin tanıklığını kesti” diyerek, yolsuzluk iddialarının üzerini örtme çabasının ABD’deki en temel savunma hakkını dahi nasıl elinden aldığını gözler önüne serdi.
Atilla ayrıca, Ankara’dan gelen talimatlarla ABD’deki yargıç Richard Berman için “FETÖ’cü” diyerek reddi hakim talebinde bulunmasının istendiğini, kendisi bunu reddedince bu hamleyi Reza Zarrab’ın Ankara ile bağlantılı olduğu günlerde yaptığını da ifşa etti.
Zarrab’ın Para Trafiği ABD’nin Kozu Oldu
Röportaj, 17/25 Aralık’ın nasıl ABD’nin elinde bir şantaj aracına dönüştüğünü de özetliyor. Atilla, Zarrab’ın kurduğu anlamsız ilişkiler ağının ve yürüttüğü yasadışı para trafiğinin ABD’li savcıların eline büyük bir koz verdiğini belirtti. Zarrab’ın 17 Aralık’ta patlak veren “aktif görevdeki bakanlara yönelik rüşvet çarkı”, ABD’de savcılık için en büyük kaldıraca dönüştü ve faturanın devletin sıradan bir bürokratına kesilmesine yol açtı.
17/25 Aralık’ın Kazananı Yine Rüşvet Çarkı Oldu
Hakan Atilla’nın çarpıcı açıklamaları, üstü kapatılmaya çalışılan 17/25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının finalinde kimin kazançlı çıktığını net bir şekilde ortaya koydu. Kara para trafiğinin bir numaralı ismi Reza Zarrab, siyasi pazarlıklar sayesinde hem özgürlüğüne hem de servetine kavuşurken; Hakan Atilla mesleğinden, özgürlüğünden ve yıllarından oldu. Dönemin sorumluları siyasi anlaşmalarla kendilerini kurtarırken, 17/25 Aralık’ın bütün hukuki ve psikolojik yıkımı tek bir kamu görevlisinin omuzlarına yıkıldı.





